| Ali's profileALİ HEMDEPhotosBlogLists | Help |
ALİ HEMDE |
||||||
|
|
BAZEN SÖZ BİTER.
NEREDESİN DİYE SORMA ARTIK !!!
Herkesin Bir Bedeli Vardır....
SAYFAMDA GEZERKEN BİLGİSAYARINIZIN SESİNİN AÇIK OLMASINA ÖZEN GÖSTERİNİZ !!! Sol taraftaki media playerdan şarkı değiştirmek için media playerin üzerindeki ileri geri tuşlarını kullanabilirsiniz !!!!
Videonun play tuşuna basarsanız video yüklenmeye başlar tekrar play tuşuna basarsanız videoyu izleyebilirsiniz, bilgisayarınızın sesini mutlaka açınız.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYEMEYENLERE İNAT NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
Zİyaretçi Defterimi ziyaret etmek için 11/05/2006 Tarihinden İtibaren
Gesamt ---> Toplam Ziyaretçi Gestern---> Dünkü Ziyaretçi Heute ----> Bugün ki Ziyaretçi 18.04.2007 Tarihinde sıfırlanmıştır.
O ÖLDÜKTEN SONRA
O ÖLDÜKTEN SONRA
Bu gün hafta sonu,aşkımla buluşacağız,en güzel elbiselerimi giymeliyim, hangi gömleği giysem acaba, yanakları gibi kırmızı olanımı yoksa gözleri gibi kapkara olanımı, yada kazanın olduğu gün kanıyla üzerine çiçekler yaptığı gömleğimi, ne kazası ne kanı yaa nerden çıktı şimdi offf, ben en iyisi son buluşmamızda başını omzuma koyduğu o kokan gömleği giyeyim, evet evet bu daha iyi, anne ben çıkıyorum, Onamı, şimdi gidip annesinden de izin almalıyım, günaydın müsaade ederseniz kızınızla gezeceğiz biraz, tabi oğlum, ona iyi bak olur mu? , bak buda ağlıyor, ne oluyor bunlara anlamıyorum, koşar adımlarla gidiyorum aşkıma, bu yolda ne kadar uzun, her zamanki gibi bekçi amca karşılıyor beni, hoş geldin oğlum, O’da seni bekliyordu, biliyorum, günaydın aşkım ben geldim, bak hala yatıyor , hem de bembeyaz gelinliğiyle,yanaklarına küçük bir öpücük kondurup uyandırıyorum onu, her zamanki gibi toprak kokuyor meleğim, uzatıyor kollarını yattığı yerden, tutuyorum ellerinden, tüy kadar hafif, ne kadarda güzel meleğim benim, hoşça kal bekçi amca, bak koskoca adamda ağlıyor, iyi eğlenin olur mu? diyor kirli sakallarından süzülen yaşları silerek, Allah’ım onunla olunca o kadar mutluyum ki, bi ara yine göz göze geliyoruz, bakmamalıydık, yine ağlıyacaz, ne kadar ağladığımızı akşam ezanını duyunca anlıyorum, işte bu günde bitti, gitmeliyiz, bekçi amca kızar sonra, hoş geldiniz iyi eğlendiniz mi bari, neler yaptınız bakalım, ağladık akşama kadar, her zamanki gibi ha, evet, hadi meleğim sen şimdi yat, ben haftaya yine gelirim, bir gün diyorum, bir gün bende bembeyaz damatlıklarımı giyip geleceğim yanına, kapkara gözlerini açarak yalvarırcasına, çabuk gel olur mu diyor, yakında meleğim çok yakında, biliyorum şimdi iyi geceler öpücüğüm olmadan uyuyamaz bi tanem,yanaklarına bi öpücük konduruyorum, yine o toprak kokusu, geldim anne, hoş geldin oğlum, ÖLDÜR BENİ ANNE BENDE TOPRAK KOKMAK İSTİYORUM Sevmesini Bilmeyenler Anlayamazlar; Bilenlerinse Anlamalarına Gerek Yoktur , Onlar Zaten Hergün Bu Korkuyla Yaşarlar... SAAT Kaç ?Zamanın Bir Anlamı Olmalı Ya Ölmeli Ya Yaşamalı
SEVGİYİ ANLAYABİLİR MİSİN ? Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında,bu isin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi. Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sik olmasa da evlenmeden önce sık sık birbirlerini çok sevdiklerine dair ne kadar da dil dökmüşlerdi. Ama şimdilerde küçük bir söz, ufak bir hadise aralarında orta çaplı bir kavganın çıkmasına yetiyordu. Bir aksam oturup ilişkilerini gözden geçirmeye karar verdiler. Her ikisi de boşanmayı istememekle beraber, islerin böyle gitmeyeceğinin de farkındaydılar. Erkek,'Aklıma bir fikir geldi' dedi. 'Bahçeye bir ağaç dikelim ve eğer bu ağaç 3 ay içinde kurursa boşanalım. Kurumaz da büyürse bunu bir daha aklımızdan geçirmeyelim. Bu süre içinde de ayrı ayrı odalarda kalalım. ' Bu ilginç fikir hanımının da hoşuna gitti.Ertesi gün gidip bir meyve fidanı aldılar ve birlikte bahçeye diktiler.
BIR GECE BAHÇEDE KARSILASTILAR.. VE HER IKISININ DE ELINDE IÇI SU DOLU BIRER BIDON VARDI...
Bu Son Veda Adı Üzerinde Elveda
Gec Dön Sevgili.. Beş yıl olmuştu beraberlikleri başlayalı, Atilla çok yakışıklı, Büşra ise çok güzeldi çok uyumlulardı birbirlerine çok mutlu ve örnek bir aşkları vardı kimseyi umursamadan aşklarının tadını çıkartıyorlar ve sevgilerinin karşısında kimse duramıyordu kendi aralarında sözlenmişlerdi büyük bir aşktı bu. Bir gün yanlış bir anlaşılma yüzünden Atilla ile Büşra kavga ettiler ve Büşra Atilla’yı yüz üstü bırakıp ayrıldı ondan aynı mahallede oturuyorlar ve evleri karşılıklıydı Atilla ne yaptıysa olmadı bir türlü Büşra’nın geri dönmesini sağlayamadı ve uzun süre ayrı kalmışlardı Atilla artık eskisi gibi gülemiyor ve eğlenemiyordu Büşra ise Atilla’yı dışarıda gördüğünde suratına bile bakmıyordu. -Bir sabah sen uyurken, bir çığlık kopacak Bu olaydan sonra Büşra`yı ve Atilla’yı tanıyan kişilerin dilinde “GEÇ DÖNEN SEVGİLİ” diye anıldı…
AnLaDıM Ki ; ÖzLeNeNLeR HiÇ öLmÜyOrMuŞ AmA BeN öLüYoRuM...
Hani bir yagmur yagar ya bazen... (Birden uzun zamandir haber alamadiginiz ve ne yaptigini bilmediginiz eski sevgiliniz gelir akliniza.) Hani gök gürler ya arkasindan... (Arayip aramamayi düsünürsünüz önce. Içinizden bir ses "ara" demektedir ve o sesi dinlersiniz. Telefon ellerinizdedir, numaralarsa aklinizda. Dokunursunuz tuslara.) Hani simsekler çakar pesinden... (O da çok sevinmistir sesinizi duyduguna. "Nasilsin?" diye sorarsiniz ama aslinda merak ettiginiz sey "Bensiz nasilsin?" dir.) Iste öyle birsey... Hani issiz bir yoldan geçerken... (Duydugunuz ses öyle tanidiktir ki, güven ve huzur verir size. Birlikte yasadiginiz anlar Hani bir korku duyar da insan... (Ses tonundan birseyler anlamaya çalisirsiniz. En ufak bir titremeyi, en ufak bir heyecan kirintisini kendinize yorarsiniz. "Demek o da etkileniyor" dersiniz. Ya da tam tersi... Sesindeki sogukluk ile karsilasmaktan korkarsiniz. O sogukluk, içinde size dair hiçbir sey kalmadigini gösterecektir ve bununla yüzlesmeye henüz hazir degilsinizdir.) Hani bir sarki söyler içinden... (Söylemek istediginiz öyle çok sey vardir ki. Örnegin "Özledim." demek istersiniz ama dudaklarinizdan bir türlü dökülmez bu kelime. Ayni sekilde düsünmedigini görme ihtimali tedirgin eder sizi.) Iste öyle birsey... Hani eski bir resme bakarken... (Sahi neden ayrilmistiniz? Neydi bu aski bitiren sey? O an çok da anlamsiz gelir aklinizagelen nedenler. Belki basit bir kavga, belki bir kiskançlik. Belki debir ihanet. Ama hiçbir seyin önemi yoktur artik. O telefonun diger ucundadir ve aklinizda sadece onunla mutlu oldugunuz anlar vardir.) Hani yillari sayar da insan... (Ayrilma ani ve sonrasi gelir akliniza. Umudunuzun yok oldugu ve geceler boyu agladiginizgünler. Hani zaman geçmek bilmezdi ve hani siz umutsuzca ölmeyi beklerdiniz ya.) Hani gözleri dolar ya birden... (Gözyaslariniz, gözpinarlariniza akin eder. Aglamamak için zor tutarsiniz kendinizi."Neden?" demek istersiniz. "Neden bitti?" ... Yutkunursunuz, tekkelime edemezsiniz. Dudaklarinizi isirir, içinize akitirsiniz gözyaslarinizi çaresiz. O an içinde bulundugunuz zor durumu anlamasini istemezsiniz.) Iste öyle birsey... Hani yildizlar yanip sönerken... (Gökyüzü isil isildi asik oldugunuz geceler ve sizin gökyüzündeki tek yildizinizdi o birzamanlar. Her parlayan yildiza onun adini verirmistiniz.) Hani bir yildiz kayar da insan... (Her kayan yildizda ona dair dilekler tuttugunuz gelir akliniza. Basinizi kaldirirgökyüzüne bakarsiniz; tek bir yildiz dahi yoktur. Ve artik sonsuza kadar o yildizsiz gecelerde yasamaya mahkumsunuzdur.) Hani bir telas duyar ya birden. ("Ne yapiyorum ben?" diye kizarsiniz kendinize. "Kendine iyi bak" deyip kapatirsiniz telefonu ve yine yalniz kalirsiniz. Bir garip duygu çöker omuzlariniza...Gözleriniz geceye yenik düser ve kapanir.) Iste öyle birsey... Sabah uyanirsiniz ve sorarsiniz kendinize "Neydi bu?"... Cevabi yoktur. Çünkü "Iste öyle bir sey" dir bu yasadiginiz... Sadecebir kaç dakikalik bir süre içinde yasadiginiz ve belki de birdaha asla yasayamayacaginiz bir sey... Güneşimdin.Belkide bilmezdim Aşkı Gerçekten olduğunu İnanamazdım Gözlerindeki bu Aşka Pardon Seni Sevebilir miyim?
Pardon! Acaba sizi sevebilir miyim? Neden? Neden olacak, korkuyorum! Korkuyor musun? Evet ya, korkuyorum. Çünkü seni seversem hemen huyun suyun değişecek. Sende sevdiğim şeyler farklılaşacak. Şımaracaksın. Beğenmez olacaksın artık beni. Çünkü ben artık muhtaç olmuş olacağım sana, senin gözünde. Öyle değil mi? Bilmez misin? Muhtaç olmak acizliktir. Simdi seni sevdiğim için cezalandıracaksın beni biliyorum! Hor göreceksin. Bekleteceksin. Aramayacaksın. Menfaatlerin on plana çıkacak. Şayet menfaatlerini de sevmezsem beni sileceksin. Yalan mi? Sileceksin iste! Sonra her gün benden azar azar uzaklaşacağını seyredip kahrolacağım. Yahu ben bir seven\'im. Yani seni sevgimle onurlandırmış bir insan. Dünyayı ayakta tutacak insan kudretinin adıdır Sevgi... Simdi ben sevdim diye, bu kudrete ve cesarete sahip oldum diye sen beni nasıl ve ne hakla cezalandırabilirsin? Aklim almıyor. Zeka seviyem de. insanlığım da. Yüreğim de. Yok! \"Seni seviyorum\" cümlesini çok sarf etme eskir! Yok! Herkese \"seni seviyorum\" deme, sadece aşık olunca kullan! Yok! \"Seni seviyorum\" demeden önce bin bir hokkabazlık yap ve şirin görün ki sevdiğin sevildiği için kendini dev aynasında görmesin, onu inlet, surundur, aklini başına getirt, mahvet! Neden? Çünkü, bu makbul.. Kaç....sevsen de sevmesen de kaç! Neden? Çünkü kaçan kovalanır aptal! Kaçan kovalanır... iyi de, neden sevdiğim için kaçıyorum ki? Ben kaçacak ne yaptım? Kaçarak daha mi makbul olacağım? Kaçarsam daha mi kıymetim anlaşılacak? Sevmek utanç verici bir şey mi ki kaçmam gerek?! Anlayamıyorum... Oysa ben zaten sevdiğimi severek devleştirmişimdir. Onun dev aynasında kendisini yeniden devleşmesine ne gerek var ki? Bir görebilse benim gözlerimle kendini, eminim kıskanacaktır bendeki kendisini... Yok ama yok! Bilmez sevgililer sevilmenin eşsizliğini, bilmez... Ondandır bol keseden sevgiyi böyle tüketişleri... Ben hiç şımarmayan, değişmeyen, yozlaşmayan, uçup gitmeyen, tükenmeyen sevgi görmedim. Artık cenaze törenleri iki turlu yapılmalı. Biri bedenler için, Diğeri Zorla öldürülen sevgiler için!... Ne demiş Yılmaz Erdoğan, \" Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim\" Anlayın artık varlıkları değil, ihtimalleri sever olduk... Neden? Çünkü ihtimaller hayallerimizdir. Sevmekse hayatin bir gerçeği. Hayallerimizde sevgilimiz hiç değişmez. hatta \"seni seviyorum\" dedikçe ya gözleriyle, ya elleriyle ya da tatlı diliyle \" beni sevdiğin için teşekkür ederim aşkım \" der... Teşekkür etmek?! Beni sevdiğin için... Evet ya... Bir onurdur, bir ödüldür, bir şereftir sevmek ve sevilmek. Özgürlüğümüzdür. Cesaretimizdir. insanlığımızdır. Ayrıcalığımızdır. Ama ne yazık ki birde bütün bunların farkında olamayışımızdır sevmek... Korkuyorum. Hep sevdiğim için cezalandırıldım. Artık \"seni seviyorum\" derken bana tuhaf tuhaf bakmayacak varlıkları Daha çok sevmeye niyetliyim... Bir çiçek gibi... Bir hayvan gibi... Bir dağ manzarası gibi... Bir su damlacığı gibi... Bir küçük tomurcuk gibi henüz doğmakta olan... Çünkü hepsinin insanlarda var olan bir büyük silahtan arındırılmışlığı var. Yani dilleri yok, dilleri! Konuşamazlar... Sadece dinlerler... Sevginizi anlayarak hissederek dinlerler. Onlara \"Pardon! Acaba sizi sevebilir miyim? \" demeniz gerekmez. Direkt söylersiniz sevginizi hesapsızca, umarsızca... Saymadan... Ve sevgimi ifade edecek her turlu çılgınlığı hesapsızca yapmak istiyorum. Gurur denilen sözcüğü sözlüklerden çıkartmak, sevdiğim için sevilerek ödüllendirilmek istiyorum... İşte Aşk
Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başrdılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra... Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... "Senin için ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adam "Hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep... Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak...." Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten.... Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde "satılık" levhası asılı olan. "Ne dersin, bu evi alalım mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..." "Sen istersin de ben hiç hayır diyebilir miyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık...." Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..." Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat" diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği... Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, "Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü kesti arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yi yiyorlar her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...." - "Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın... Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle... İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu. Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen, buraya ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. " Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor." dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: - "Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi..." Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem" diyordu... Sırayla okudu; "Seni çok sevdim", "Seni sevmekten hiç vazgeçmedim", "Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim." "Fakat benim için ölmeni istemedim" " Şimdi bana söz vermeni istiyorum." "Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?" son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı: "Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım...."
Bana Gözyaşı Borcun Var
Adam genç kadına seslendi: Adam, cebinden mendilini çıkarıp, borcunu sildi. Ağladı. Dışarıda yağmur yağıyordu delice. Can borcun var. Sensizlik öldürüyor beni! Ayrılık Hediyesi
Sabah uyandığında midesinde bir yanma hissetti. Yanmanın nedeni akşam yedikleri değil, uyanır uyanmaz bugün yapacaklarının aklına gelmesiydi. Bugün 2 yıldır götürmeye çalıştığı bir birlikteliği bitirecekti, aslında bunda geç bile kalmıştı. Bitmeli dedi içinden her gün; bu tatsız uyanış bitmeli. İçinde bir muhakeme başlamıştı, kendi kendine söyleniyordu: Ona da haksızlık etmek istemiyorum belki hatalı olan benim. Bulunmaz Hint kumaşı değilim ya, görünüş olarak, hımmm, yakışıklı çocuk denilecek biri hiç değilim. Ama yaptım, çok çalıştım bitmesin diye, kendimle, mantığımla çok kavga ettim, olmadı" Genç adam bunları düşünürken suratı şekilden şekille giriyordu. Süratle giyinerek dışarı çıktı. Bugüne kadar hiç bekletmemişti onu, şimdi de bekletmemeliydi. İstanbul soğuk ve yağmurlu bir Nisan ayı yaşıyordu. Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi : "Bulutlar bizim yaşayacaklarımızı biliyor onlar bile ağlıyor halimize." Birkaç saatlik yolculuktan sonra Kadıköy iskelesine geldi. Her zamanki gibi yine ilk kendisi gelmişti buluşma yerine. Birkaç dakikalık beklemeden sonra karşıdan kız arkadaşının geldiğini gördü, şimdi midesindeki ağrı daha da artmıştı. Karşılama faslından sonra Beşiktaş'a gitme kararı aldılar, yolculuk sırasında hiç konuşmadılar; genç adam güneşin yokluğunda grileşen denize bakıyordu. Genç kız, arkadaşının bu durgunluğuna anlam verememişti, öyle ya nereden bilecekti bugün ayrılık çanlarını çaldığını. "Üşüdüm" dedi genç kız. Bu, yolculuk boyunca edilen tek laftı. Beşiktaş'a geldiklerinde bir cafe de oturdular, genç kız anlamıştı kendisine bir şey söylenmek istendiğinin... "Bana bir şey mi söylemek istiyorsun" dedi, genç adamın gözlerine bakarak. Genç adam gözlerini kaçırarak "Evet" şeklinde başını salladı. Genç kız daha da heyecanlanmıştı. Biraz da sinirlenerek - "Söyle öyleyse ne diye bekliyorsun." Genç adam içini çektikten sonra - "Sence biz nereye kadar gideceğiz, daha doğrusu biz iyi bir ikili miyiz ?" - "Bunları sorma gereğini neden duydun." dedi genç kız. Genç adam söze başladı : - "Bak canım bundan birkaç ay önce akşam saat 11:00 civarıydı sanırım, hatırladın mı? Genç kız - "Evet hatırladım" dedi, ama genç adam genç kızın sözünü bitirmesini beklemeden "O akşam seni düşünüyordum, diğer akşamlarda olduğu gibi, senin için bir şiir yazmıştım. Onu o an sana okumak istemiştim, sana telefon açtığımda şiirimi bile dinlemeden "şimdi sırası mı canım ya, senin de işin gücün yok mu ?" demiştin bana. Biliyor musun o an bir kaç yumruk yedikten sonra kroki durumuna düşen bir boksör gibi olmuştum. Sessiz kalıp özür dileyerek telefonu kapatmıştım. Daha sonra bu şiiri benden hiç istememiştin. Ve bunun gibi bir çok defa tartışmamız oldu. Geçenlerde hasta olup yataklara düştüğümde arkadaşlarımla birlikte sen de gelmiş, Meral 'in bana "sen şanslısın, Nalan sana bakar" sözüne karşılık sinirli bir edayla "aaa, bana ne, işim yokda sana bakacağım, annen baksın."demiştin bunuda hatırladın mı?" Genç kız tekrar "evet" dedikten sonra şaşkın şaşkın - "Evet ama bunları neden hatırlatıyorsun bilmiyorum. Biliyorsun benim kişiliğim böyle, duygusallığı sevmiyorum . Ve hasta bakıcı gibi göründüğümü de kimse söyleyemez. " Genç adam güldü "Evet canım, bak burada haklısın, sen zaten olmak istesen bile bu kalbi taşıdığın müddetçe hasta bakıcı, hemşire falan olamazsın." Genç adam devam etti "bana şimdiye kadar kaç kere sabahın erken saatlerinde güzel sözcüklerden oluşan bir mesaj çektin, hiç, hatta günün hiçbir saatinde çekmedin. Duygusallığı sevmeyebilirsin ama sen seni seven insanları mutlu etmeyi de sevmiyorsun, halbuki ben senin tam tersine kendimden çok insanları mutlu etmeyi seviyorum. Seni tanıdığımdan beri her sabah, akşam, gece, yani seni andığım her saat tatlı sözcük mesajım vardı senin için biliyor musun? Seninle ben ak ile kara gibiyiz" Genç kız anlamıştı, - "Yani ne istiyorsun, benden şair olmamı mı?" Genç adam tekrar gülümsedi içinden dün gece verdiği ayrılık kararının ne kadar doğru olduğunu düşünüyordu. -"Hayır dedi şair olmanı istemiyorum zaten olamazsın da; yalnız biz ayrılmalıyız, ayrılırsak ikimiz içinde en hayırlısı bu olacak." Genç kız şaşırmıştı, "Neden ama, ben seni seviyorum, senin de beni sevdiğini sanıyordum." Genç adam iç çekerek - "Hayır canım, sen esas beni sevdiğini sanıyorsun, eğer beni sevseydin şimdi burada başka şeyler konuşuyor olurduk." Genç kızın gözleri yaşarmıştı, genç adam cebinden çıkardığı mendili uzattı, genç kız göz yaşlarını silerek kesik bir sesle "Sen bilirsin, umarım beni başka biri için bırakmıyorsundur." Genç adam "Nasıl böyle bir şeyi düşünürsün, senden başka olmadı ve uzun süre de olacağını sanmıyorum." Genç adam ve genç kız iki sevgili olarak oturdukları masada artık iki yabancı gibi duruyorlardı. İstanbul yağmurlarla yıkanırken yağmura iki sevgilinin umutları da karışıyordu. Birkaç dakika sesiz oturduktan sonra genç kız - "Kalkalım istersen" dedi. Genç adam "Ben biraz daha burada kalmak istiyorum, istersen sen kalkabilirsin. Genç kız "Tamam, o zaman sana mutluluklar dilerim" diyerek elini uzattı. Genç kızın sesi ve eli titriyordu genç adam - "Arkadaş olarak beraberiz, ama sen istersen tabi" dedi. Genç kız "Evet" anlamında başını salladı ayrılırken son kez sarıldılar birbirlerine. Genç kız uzaklaşırken, genç adam masada dondu kaldı. Vakit öğleni bulurken yağan yağmur yerini güneşe bırakmıştı, ama genç adam titriyordu. Onu titreten açan güneşe rağmen esen rüzgar mıydı, yoksa kalbindeki ayrılık acısı mıydı. Saatlerce dolaştı devamlı kendini sorguluyordu. Hatayı baştan yaptım diyordu, ama yaşadığı güzel günlerde olmuştu. "Allah'ım" dedi "Allah'ım güç ver bana". Dostlarını düşündü onların dediklerini düşündü. Arkadaşları sizler birbirine zıt insanlarsınız yol yakınken dönün bu yoldan dememiş miydiler. Tabi ya doğru olanı yapmıştı. Saatler geçtiğinde artık güneş yerini yıldızlara bırakmıştı, eve döndüğünde yürümekten bitap duruma düşmüştü. Kendisini karşılayan annesine hiçbir şey söylemeden kendi odasına gitti. Gece bir türlü bitmek bilmiyordu anıların ağırlığı altında eziliyordu genç adam, ama sabah erken kalkıp ajansa gidecekti, bunun için uyuması gerekiyordu. Birkaç saat sonra genç adam uykuya dalmayı başarmıştı ve sabah 7'de saatin zırlamasıyla uyandı genç adam. Evden çıkacağı zaman cep telefonuna baktı, mesaj ve 10 tane cevapsız arama vardı. Genç adam yorgun olduğu için duymamıştı telefonunun sesini. Cevapsız arama ve mesaj Canımcım 'dan gelmişti, canımcım onun Nalan 'a taktığı isimdi, heyecanla mesajı açtı mesajda şunlar yazıyordu... "Sadece, onları sevmeyi sevdim. Hepsini onlar sız yaşadım da, bir seni sensiz yaşayamıyorum. Bu aşkı tek kalpte taşıyamıyorum. Sana yemin güzel gözlüm, bir tek seni sevdim. Ve seni severek öleceğim, ELVEDA BIRTANEM.." Evet, genç adam şaşırmıştı, mesajın geliş saatine baktı, sabahın beşini gösteriyordu. Güldü, kahkahalar atarak güldü, onu tanıdığı ve arkadaş olduğu günden beri ilk defa bir şiir alıyordu ve ilk defa bu saatte aranıyordu. Heyecanla hızlı arama yaptı, çalan telefonu yabancı bir ses açtı. Genç adam - "Nalan ile görüşebilir miyim" dedi. Fakat karşıdaki ağlıyordu, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu; - "Ben onun annesiyim yavrum, canım kızım bu sabah intihar etti. Gece odasında birilerini arayıp durdu, sabah odasının ışığını sönmemiş görünce merak ederek odasına girdim, ama yavrum kendini asmıştı." Genç adam beyninden vurulmuşa döndü. Bir gün önceki mide ağrısının iki katını çekiyordu şimdi. Olduğu yere yığılıp kaldı...... Birkaç ay sonra... İki doktor konuşur. Doktorlardan biri diğerine karşıdaki hastanın durumunu soruyor .... - aaa o mu, üç ay önce getirdiler, elindeki cep telefonunu hiç bırakmıyor, kendisi yüzünden bir genç kız intihar etmiş, o günden sonra o cep telefonu her zaman elinde devamlı bir şeyler yazıp birine yolluyor. Geçenlerde merak ettim o uyurken gönderdiği numarayı aradım hayret ki numara 3 ay önce iptal edilmiş, ve gelen mesajlarda bir şiir: "Sadece onları sevmeyi sevdim Hepsini onlar sız yaşadım da Bir seni sensiz yaşayamıyorum. Bu aşkı tek kalpte taşıyamıyorum. Sana yemin güzel gözlüm, bir tek seni sevdim. Ve seni severek öleceğim, ELVEDA BİRTANEM.." mesajı vardı. Bu adam duygusal mı bilmem ama benim anladığım kadarıyla şiiri yazan çok duygusal biriymiş, Çokkkk... |
|||||
|
|